25 Eylül 2021
  1. Anasayfa
  2. Dünya
  3. DÜNYANIN YARDIM ÇIĞLIĞINA KULAK VERİN

DÜNYANIN YARDIM ÇIĞLIĞINA KULAK VERİN

DÜNYANIN  YARDIM  ÇIĞLIĞINA  KULAK VERİN

Haydi, şimdi başımızı kaldırıp bir gökyüzüne bakalım, ne kadar da sınırsız görünüyor değil mi? Hâlbuki dünyamızı çevreleyen incecik bir tabaka hatta şu an, sanayileşmiş toplumların atık toplama sahası… Farkında mısınız? Her 24 saatte, 110 milyon tonluk küresel ısınma kirliliğini atmosfere bırakıyoruz. Günümüzün en büyük problemlerinde olan ve sürekli adını duyduğumuz küresel bir mesele; iklim değişikliği. Peki, nedir bu iklim değişikliği? Yeryüzüne ulaşan güneş ışınlarının %50 ‘ye yakını yeryüzünden yansır. Atmosferimiz, sera gazı olarak nitelendirilen CO, CO2, CH4, NO, NO2, O3 ve H2O gibi gazlar dünyamızı tıpkı bir battaniye gibi sarar ve yeryüzünden yansıyan güneş ışınlarının uzaya kaçmasını önler, bir kısmını soğurur ve tekrar yeryüzüne gönderir. Yerkürenin ortalama sıcaklığı 15°C’dir. Fakat sera gazlarının etkisiyle yerküremiz gün geçtikçe ısınmaktadır. Belli bir zaman diliminde insan faaliyetleri sonucunda iklimde meydan gelen ve küresel atmosferin yapısını bozan kirleticilerin meydana getirdiği değişikliğe, iklim değişikliği diyoruz.

Dünya artık nefes almakta zorlanıyor. Düşünün, siz nefes alamadan kaç dakika yaşayabilirsiniz?

Atmosferdeki sera gazlarının oranı, bilim insanlarının %97’sinin de dediği gibi antropojenik kaynaklı olup özellikle sanayi devrimi sonrasında artmaya başlamıştır. Yukarıda birçok sera gazı saydık, fakat ben sera gazlarının kalbi olan karbondioksiti ele almak istiyorum. Kömür, doğalgaz gibi fosil yakıtların yanması sonucu oluşan CO2 yarılanma ömrü 100 yıldır. Bu demek oluyor ki şu anda atmosfere bıraktığımız bir molekül CO2, iki yüz yıl sonra yok olacak. Sanayi devriminden sonra CO2 oranı %40’lık bir artış göstererek 280 ppm’den 400 ppm’e ulaşmıştır. Şu anda atmosferde birikmiş insan kaynaklı küresel ısınma kirliliği, 365 gün 24 saat 400.000 adet Hiroşima sınıfı atom bombasının patladığında yayılacak ekstra ısı enerjisine eşdeğer bir ısıyı bünyesinde barındırıyor. Bu devasa ısı enerjisi, atmosferi ve tüm dünya sistemlerini ısıtıyor. Dünyamızın ortalama sıcaklığını yaklaşık olarak 2°C yükseltmiştir.

Peki, 2°C’lik bir artış dünyamızda nelere sebep oldu?

Küresel ısınmayla birlikte okyanus merkezli fırtınalar güçlendi. Dünya çapında ortalama nem %4 arttı. Bu da tayfun ve fırtınaların sayısı arttırdı. Örnek verecek olursak; Atlantik bölgesinde 2012 yılında Sandy Kasırgası, Pasifik bölgesinde 2013 yılında Haiyan Tayfunu meydana geldi. Bu yaşananlar binlerce kişinin ölümüne ve büyük miktarda mal kaybına sebep oldu. Antarktika ve Grönland’daki buz tabakalarının erimeye başladı, 1992 yılından bu yana deniz seviyesini 11,1 milimetre yükseltti.
Bilim insanlarının yaptığı araştırmalar, Antarktika’nın 1980’lere oranla daha hızlı eridiğini gösteriyor.1980’lerde yılda 44 milyar ton eriyen buzullar, 2009’dan bu yana yılda yaklaşık 278 milyar ton eriyor. Son erime oranı ise, geçen yıl yapılan araştırmalara göre %15 daha fazla. California Üniversitesi’nden buz bilimci Eric Rignot, Antarktika’nın doğusunda yaşanan erimenin önümüzdeki yüzyılda deniz seviyesinin yükselme riskini arttırdığını söyledi. Bu demek oluyor ki kutuplardaki ekosistem bozulacak, bazı türlerin soyu tükenme tehlikesine girecek, dünyada denize kıyısı olan yerlerin bir kısmı sular altında kalacak. Ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili olduğunu düşündüğümüzde, bu bizim için büyük bir tehlike.
Dünya’nın dördüncü büyük, Asya’nın ise ikinci büyük gölü olan, Kazakistan – Özbekistan sınırında 68 bin km2 ‘lik yüzölçümüne sahip olan Aral, son 30 yılda yüzölçümünün %90’ını kaybetti. Gelecek yıllarda haritan silinmesi bekleniyor. Dünyada yağış rejimleri değişti. Kuraklık ve çölleşme baş gösterdi. Akdeniz bölgemizde son 30 yılda yağışlar %25 azaldı. Gelecek yıllarda daha da azalması bekleniyor. Yine aynı şekilde tahıl ambarı olarak bilinen ve Türkiye’nin tarım ihtiyacının büyük bir kısmını karşılayan Konya Ovası’nın verimi her geçen gün azalmakta ve çoraklaşma baş göstermektedir. Yağmurların azlığından dolayı çiftçiler yeraltı sularını bilinçsiz bir şekilde mahsul sulamada kullanmaktadır. Aslında bu da birçok sorunu beraberinde getiriyor. Ovadaki obrukların son 19 tanesi son 33 yılda oluşmuştur. Konya’nın Karapınar sınırları içerisinde bulunan, Türkiye’nin nazar boncuğu olarak adlandırılan Meke Krater Gölü yeraltı sularından beslenen bir göldür. 1970’lerde 50-60 m olan su derinliği, şimdilerde kuraklık ve bilinçsiz sulama nedeniyle 12 m’ye kadar düşmüştür. Yağış periyotlarının azalması ve şiddetli yağmurların artması, sellere, taşkınlara fırtınalara sebep olmakta ve bu doğal afetler, altyapı yetersizliğiyle birleşince can ve mal kayıplarının sayısı her geçen gün artmaktadır. Dünya’nın bazı bölgelerinde mısır ve buğday verimliliğinin %40, pirinç verimliliğinin ise %30 kadar düşmesi bekleniyor. Artan nüfusu da hesaba katarsak gelecekte kıtlık baş gösterecek gibi gözüküyor. Öte yandan salgın hastalıklar dünya genelinde yayılmaya başladı. Mesela ”Aedes aegypti”adlı bir sivrisineğin neden olduğu hamile kadınlara bulaştırdığı Zika virüsü hızla yayılıyor. Mikrosefali ile doğan bebeklerin kafaları normalden 32 santimetre daha küçük. Bunun iklim değişikliği ile ne ilgisi var, diyebilirsiniz? Küresel ısınma ile sıcaklık dünya genelinde 2°C yükseldi. ”Aedes aegypti”adlı sivrisineğin yaşayabileceği ortam koşuları da büyük ölçekte arttı. Oysa bu sivrisineğin larvaları kışın eksi derecelere yaşayamaz. Türkiye olarak bu konuda biraz şanslıyız. Kışın eksi dereceleri gördüğümüz için Zika virüsüne henüz ülkemizde rastlanmadı.

Suçlu kim?

Yaşamımız boyunca küresel ısınmaya katkıda bulunuyoruz. Kararlarımız, yaptıklarımız ve davranışlarımız sera gazı salınımını arttırdı. Vermiş olduğumuz kararları, ne sıklıkla seyahat yaptığımızı, bireysel araç mı yoksa toplu taşıma mı kullanmamız gerektiğini; evlerimizde, okulda, işyerlerinde ısınma ve aydınlanma amaçlı hangi tür enerji kaynaklarını kullanacağımıza biz karar veriyoruz. Keyif ve konfor içinde sürdüğümüz hayat tarzını düşününce, kendimizi suçlu hissetme potansiyelimiz yüksek. Kişi başı salınım oranı yüksek ülkelerde yaşayan insanlar olarak diğer insanlar adına da seçim yapmış oluyoruz. Onların yaşamını karartmaya hakkımız var mı, bir düşünelim? Aslında suçlu hepimiziz. Yapılan araştırmalara göre ABD’de yılda kişi başı 12 bin watt, Bangladeş’te yılda kişi başı 300 watt, Türkiye’de ise yılda kişi başı 3 bin watt elektrik enerjisi tüketiliyor. Elektrik enerjisinin üretilmesinde genelde HES’ler ve termik santraller ön plana çıkıyor. Türkiye’yi ele alacak olursak kara elmas diyarı Zonguldak kömür üretiminde ve termik santrallerden elektrik üretmede ipi göğüslüyor. Zonguldak’ta bir günde 17 bin ton kömür yakılıyor ve bu miktar 6 milyon hanenin elektrik ihtiyacını karşılayabilecek kapasitede. Atmosfere ne kadar CO2 verildiğini siz düşünün. Burada bulunana mega termik santraller Türkiye’nin enerji ihtiyacının %4’ünü karşılıyor. HES’ler ise Türkiye’nin elektrik enerjisinin %25’ini sağlıyor. Kuzey Amerika, Avrupa, Avustralya gibi kişi başı salınımın yüksek olduğu yerlerde 2°C’lik artıştan kaçınmak için yılda %10’luk CO2 salınımını azaltması gerekiyor. Ekonomist Nicholos Stern bir röportajında : “Yıllık emisyonun %1’den daha fazla düştüğü durumlar, şimdiye kadar sadece ekonomik düşüş ve çalkantıyla ilgili olmuştur.” diyor. Bu demek oluyor ki karbonlu yakıtları kullandığımız sürece ve ekonomi büyüdükçe salınım da artacak. İşte tam bu noktada “Para mı, yaşam mı ?” sorusunu kendimize bir sormak gerekiyor. Aslında bugün için yarını harcıyoruz. Peki ya gelecek nesiller, onlar ne olacak? Vicdanımız rahat mı?

Neler yapılıyor?

Almanya, geçen yıl bazı aylarda yalnızca elde ettiği güneş enerjisiyle bütün enerji ihtiyacını karşıladı. Türkiye konumundan dolayı Almanya’dan %60 daha fazla güneşlenme potansiyeline sahip, fakat Türkiye’nin güneş enerjisindeki kurulu gücü Almanya’nın binde beşi kadar. Oysa Türkiye, güneş ışınlarıyla su ısıtma da dünya dördüncüsü. “Durum niye böyle?” diye soracak olursak, güneşten su ısıtma sisteminin kolay işletilmesi ve ucuz olması. Dünyada son 20 yılda güneş sistemlerinin maliyeti %80, rüzgâr sistemlerinin maliyeti üçte bir oranında azalmıştır. İnanıyorum ki bu maliyetlerin azalışı ülkemizdeki yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelimini arttıracaktır. Türkiye’nin en büyük güneş enerjisi santralini Konya Kızören’e açıldı. 20 bin hanenin elektriğini karşılayacak olan ve yüzde 50 yerlilik oranına sahip 22.5 MW’lık tesis, 5-6 yılda kendini amorti edeceği söyleniyor. Böylece sıfır CO2 salınımını sağlanarak elektrik üretilecek. İstanbul Boğaziçi Üniversitesi Sarıtepe Kampüsü, kendi rüzgar santralinden kendi elektrik enerji ihtiyacının tamamını karşılaması açısından yeşil kampüs adı altında dünyada bir ilk. Kilyos Sarıtepe Kampüsü 1 MW’lık rüzgar türbini sayesinde yıllık elektrik tüketiminin %40 fazlasını üreterek bir yılda yaklaşık 900 ton karbon, 1 milyon kWh enerji ve 400.000 TL bütçe tasarrufunu sağlıyor. Türkiye’deki diğer üniversiteler için örnek bir proje.
Dünya’nın %100 elektrikle çalışan ilk kargo gemisi Çin’in Guangzhou kentinde suya indirildi. Gemi iki saat şarj olduktan sonra 80 km yol gidebiliyor. Geminin 2400 kWh’lik bir bataryası var ve saatte 12,8 km hıza erişebiliyor. İşin güzel yanı ise gemi atmosfere karbon dioksit salınımı yapmıyor. Dünya’yı korumak için atılmış en cesur ve dikkat çekici adımın Elon Musk’tan geldiğini düşünüyorum. Dünya’yı kurtarmanın yolunun, benzinli araçlardan kurtulmak olduğunu söyleyen Musk, elektrikli otomobil denince akla ilk gelen marka olan Tesla’nın patentlerini, herkesin kullanabileceği şekilde kamuya açık hale getirdi. Artık birbirlerine karşı değil, küresel ısınmaya karşı savaşmanın zamanının geldiğini söyleyen Musk, “Bizim mücadelemiz Tesla olmayan elektrikli araçlara karşı değil, Dünya’ya zarar veren benzinli araç üretenlere karşı” dedi. Birçok ülke küresel ısınmayla mücadele için akıllı şehir planlarıyla öne çıkıyor. Elektrikli toplu taşıma araçlarını kullanıyor, çöp kamyonlarının doğalgaz ile çalıştırıyor, evlerde güneş enerjisi panelleri, depolama üniteleri ve elektrik şebekesine bağlı akıllı uygulamalar geliştiriliyor. Karbon ayak izini sıfır seviyesine indirme çabaları veriliyor, bunun için de kentlerde şehir içi ulaşımın bisikletten faydalanması teşvik ediliyor. Bu şehirlere örnek olarak; Viyana, Toronto, Londra, Tokyo, Kopenhag, Barcelona, Amsterdam verilebilir. Son yıllarda iklim değişikliğiyle mücadelede ön plana çıkan bir diğer sektör ise yeşil binalar. Binalara güneş panelleri ve rüzgâr türbinlerin yerleştirilerek binanın ihtiyacı olan elektrik enerjisi karşılanıyor. Aynı zamanda çatılardan toplanan yağmur suları ve gri suların geri kazanımı söz konusu. Dünya devletleri elbette küresel ısınmanın farkında ve bu durumu önlemek için tedbirler alıyor. Uluslararası düzeyde konferanslar ve paneller düzenleniyor, uluslararası anlaşmalar yapılıyor.
Örneğin;
1988 Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)
1992 Rio Dünya Zirvesi
1997 Kyoto Protokolü
2009 Kopenhag Zirvesi
2012 Rio + 20 Zirvesi
Paris Sözleşesi
Kyoto protokolüne dikkat çekmek istiyorum.1997 yılında Japonya’nın Kyoto kentinde 175 ülke tarafından imzalanmıştır. Protokolüne hiç imza atmayan ülkeler; ABD, Hindistan ve Çin’dir.
Kanada Çevre Bakanı Peter Kent, ülkesinin anlaşmadan çekilme kararına gerekçe olarak ‘’Kyoto Protokolü’nün çalışmamasını ve protokolde kalması durumunda milyarlarca dolar ceza ödemek zorunda kalma riski bulunmasını’’ gösterdi. Kanada, böylece 1997’de imzalanan ve 2005’te yürürlüğe giren bu anlaşmadan resmen çekilen ilk ülke oldu.

Atmosferde en fazla sera gazı salınımına neden olan ülke %24’le Çin. Çin’i ABD, Avrupa Birliği ülkeleri, Hindistan, Brezilya ve Rusya izlemektedir.
Açıkçası küresel ısınmayı tamamen ortadan kaldırabileceğimizi düşünmüyorum. Gelecekteki iklim değişikliğini etkileme fırsatımız var; bu olumlu ya da olumsuz olabilir. Bu tercih bize kalmış. Eğer şu andaki gibi CO2 salınımına devam edersek maalesef ki dünyamız gelecekte 4°C ısınacak. Bu da demek oluyor ki şuanda olan felaketlerin, tüm olumsuz olayların kaç katını yaşayacağız, siz düşünün.
Sel ve taşkınları önlemek, aniden gelen şiddetli yağmurlara karşı tedbirli olmak için altyapımızı güçlendirmeliyiz. Su, toprak ile buluşmak ister. Bu buluşmayı engellememeliyiz. Ne mi, demek istiyorum? Su geçiren asfalt ve betonlar yapılmalı ki böyle çalışmalar dünya genelinde mevcut. Ülkemizde de acilen bu çalışmalara başlanmalıdır. Caddeler, otoyollar, sokaklar ağaçlandırılmalıdır. Ağaçlar hem oksijen kaynağımız hem de sıcaklığı azaltıcı özellikleri vardır. Evlerin çatılarına güneş kiremitleri konulmalı, enerjinin bir kısmı güneşten sağlanmalı, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelim artmalıdır.
Yenilenebilir enerji bazında YEK-DEM destekleri ve YEKA’larda yerli üretilen teknolojileri kullanan projelere daha çok destek sağlanmalıdır. Bakanlıklar ve belediyeler ile işbirliği yapılmalı, özel sektörler teşvik edilmelidir. Gelişmiş devletlerdeki teknolojik çalışmalar yakından takip edilmeli, mevzuatlarımızdaki eksiklikler giderilmelidir. Ülkemizde TSE ile işbirliği içeren Yeşil Bina Sertifika uygulaması başlatılmıştır. Yeşil binaların sayısı arttırılmalıdır. Avrupa Birliği gelecek 10 yıl hedeflerinde, kent için ulaşımda bisikletli ulaşım payının %25 olması hedeflenmektedir. Kentsel dönüşüm ve toplu konut projelerinde bisiklet yolu zorunlu hale getirilmiştir. Peki, bu zorunluluğa ne kadar uyuluyor, tartışılabilir?
Yosunların ağaçlardan 30 kat daha fazla CO2 absorbe ettiğini biliyor muydunuz? Denize kıyısı olan şehirlerde, turizmin yapılmadığı kıyılarda yosun çiftlikleri kurulmalıdır. Diğer dünya devletlerinde olduğu gibi ülkemizde de akıllı şehir ve akıllı ulaşım uygulamalarına geçilmelidir. Benzin yerine biyodizel kullanımı arttırılmalı mümkünse elektrikli toplu taşımaya geçilmelidir. Bakanlıklar ve ilgili birimler tarafında üretim yapan fabrikalar denetlenmeli, denetimler sıklaştırılmalı, standartları aşan kuruluşlar cezalandırılmalıdır. Gerekirse cezaların caydırıcılığı arttırılmalıdır. Bilinçsiz sulama ve tarım uygulamaların önün geçilmeli, bitki gelişimi ısı birikim modellerine dökülmeli, gerekirse alanında uzman tarım danışmanlarından destek alınmalıdır. Dijital tarım uygulamalarından faydalanılıp, sürdürülebilir tarım yapılmalıdır. Çiftçiler bilinçlendirilmelidir. Zorunlu eğitim sistemine çevre bilincini aşılayacak dersler konmalı, küçük yaştan bilinçli nesiller yetiştirilmelidir. İlk amacımız çevremizde farkındalık yaratmak olmalı aslında. Bu hepimiz için geçerli. Yerel politikacılara gerekli bilgilendirmeyi yapmaktan tutun da; patronumuzla, ailemizle, arkadaşlarımızla konuşmaya kadar, en basitinden kendi yaşantımızı değiştirerek işe başlayabiliriz. Mesela beyaz eşya alacağımız zaman A++ olanını tercih edebiliriz. Evimizdeki 2 adet eski ampulün yerini verimli ampullerle değiştirerek 52 milyon ağaç tarafından temizlenebilir bir salınımın önüne geçmiş oluruz. Hayatımızdaki küçük bir değişikliğin ne kadar büyük bir etkisinin olduğunun farkındayız, değil mi? Tıpkı bir kelebeğin kanat çırpışının bir fırtınaya sebep olabileceği gibi…
Gerçekleşmesini istediğimiz gelecek için birinci olarak kendimizi iyi tanımalıyız. Amaç ve isteklerimizin farkına varmalıyız. İkincisi ise diğer insanlarla işbirliği içinde olmalıyız, toplumun aktif bir parçası olmalıyız. On kişinin birlikte bir şey yapması, yüz kişinin tek başına bir şey yapmasından iyidir. Çünkü tek başımıza dünyayı değiştiremeyiz ama değişime kendimizden başlayabiliriz. Gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak zorundayız. Unutmayalım ki dünyanın kaderi bizim ellerimizde! Bizim kaderimiz de dünyanın elinde.

Ve benim gelecek için hala umudum var…

Etiketler:
#
image description

Tuğba Can

Mart 2021

Merhabalar ismim Tuğba CAN. Bursa'daki doğdum. Doğa ve çevre, çevre sorunları, iklim değişikliği, su kaynaklarının sürülebilirliği,kuraklık, su arıtımı, atık yönetimi gibi konulara ilgi duymaktayım. 2018 yılından bu yana hem Genç Mühendisler Topluluğu yönetim kurulunda hem de İnovatif Bakış Dergi ekibinde aktif rol üstlendim. Üstlendiğim görevler bana insan,zaman ve risk yönetimi açısından tecrübeler edindirdi. Arkadaşlarımla birlikte genç mühendis adayları olarak faydalı işler (teknofest, teknik gezi, konferanslar,kahvaltılar, söyleşiler vs.)yaptığımızı düşünüyorum. 2020 yılı mezun olmam itibariyle dergi ekibi ve topluluk görevlerinden ayrılmış bulunmaktayım. Şu anda ekipte ve yönetimde yer alan arkadaşlara görevlerinde muvaffakiyeler ve başarılar diliyorum.

0 Yorum Yapılmış

Yorum Yap

https://inovatifbakis.com.tr/assets/